| |
|
ANTİK KENTLERİMİZ Milet

Günümüzden 2000 yıl önce Söke ovası tamamen bir deniz, Bafa gölü de bir
koy şeklinde idi. Bu deniz kenarlarında antik çağın en güzel
kentlerinden Milet, Priene ve Didim yer alıyordu. Büyük Menderes Irmağı
( Maiandros ) zamanla taşıdığı alüvyonlar ile; ilk önce Priene önündeki
denizi daha sonrada Milet ve Lade Adası'nı da içine alan alttaki resimde
görülen tüm bölgeyi doldurmuştur.
Aynı dönemlerde Efes' de deniz kenarında iken, zamanla ön tarafı dolarak
günümüzde ki halini almıştır.
Milet' ismi mitolojik açıdan "Apollon" ile ilgilidir. Apollon ile Girit
Kralı `Minos' un kızı `kakallis' Akakallis'in üç çocuğundan biri olan
`Miletos'a, Minos' un kötülük yapmaması için onu dağa bırakır. Çocuğa
kurtlar bakar. Daha sonra çobanların büyüttükleri Miletos, Anadolu'ya ,
gelerek Menderes Nehri'nin kızı `Kyane' ıle evlenerek `Miletos' şehrini
kurar. Milet M.Ö 7 ve 6 yy.'da en parlak dönemini yaşamıştır.
Miletliler, özellikle M.Ö. 6.yy.'da deniz ticaretini ele geçirmelerinden
sonra Akdeniz ve Karadeniz'de kurdukları koloniler sayesinde
etkinliklerini çoğaltmış ve zenginleşmişlerdir. Giderek Milet, İyon
dünyasının başkenti haline gelmiştir. Plinus' un bildirdiğine göre Milet
Kenti yaklaşık 90 koloni kurmuştur. Bunların arasında "Sinop" ,
"Trabzon"; Giresun' gibi şehirler vardır Milet . Lade Deniz Savaşı'na 80
gemi ile katılmış tüm donanmasını yitirmiş ve zaferi kazanan Persler M.
Ö. 494'de kenti bu arada Apollon Mabedi'ni de yakıp yıkmışlardır. Klasik
dönemde önemi büyük ölçüde azalmış olmasına karşın Milet Hellenistik
Dönem'in ticaret, sanat ve bilim alanında başta gelen merkezlerden biri
olmuştur. Roma çağında bağımsız bir kent olarak `Asia Eyaleti' nin yani
`Batı Anadolu'nun belli başlı metropollerinden biri sayılmıştır. `Laimos
Ktirfezi'nin, M.5.3 yy.'da dolması üzerine körfez çevresindeki Priene',
`Myus' `Herakleia' gibi kıyı kentleriyle birlikte Milet de sönükleşmiş
ve küçülmeye başlamıştır. `Bizans çağında küçük bir köye dönüşmüştür.
M.S. 1071 `Malazgirt' zaferinden sonra `Türkler ` Ege kıyılarına
geldiler. O dönemde Bizans Mileti kendi sınırları içine almış ise de
Karia'daki `Menteşeoğulları Beyleri'nden `Orhan' Milet'de kendi adına
sikke bastırarak şehrin adını `PLATA' (Bugünkü BALAT) diye yazdırmıştır.
Osmanlı Padişahı II. Murat, Menteşeoglu Beyliği' ne son verince Platia
`Osmanlı idaresıne geçmiştir. Balat da 1369 yılına kadar bir bağımsız
'Metropolit vardı Bu yıldan sonra Metropolit, `Afrodisias'a taşınmıştır.
 |
 |
|
Günümüzde milet ve çevresi |
2000 yıl önce milet ve çevresi |
Medusa
Didim'in
en önemli sembollerinden biri olan Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı
dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona' dan biridir. Bu üç kız
kardeşten yalnızca yilan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları
taşa çevirme güçüne sahiptir. Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve
özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri
kullanılmıştır.
Medusa' nın hayatı hakkında mitolojide birkaç değişik rivayet
bulunmaktadır. Bu rivayetlerden elimize geçenlerin hepsini bu bölümde
yayınlayacağız. Bütün Medusa rivayetlerinde ortak nokta Medusa'nın
Perseus tarafından başının kesilerek öldürüldüğü ve Medusa'nın kanından
Kanatlı at Pegasos ve Khrysaor doğmuştur. Yukarıdaki resimde bu konu
işlenmiştir.
Apollo Taınağında da Medusa figürleri kullanılmak istenmiştir, ne varki
tapınağın inşaası bir türlü bitmediği için bir çok Medusa figürü yarım
kalmış ve günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Yinede en güzel işlenmiş ve
koruna gelmiş Medusa figürlerinden birisi Didim Apollon Tapınağı
bahçesinde girişde sağ tarafta bulunmaktadır. Didimdek ki Medusa
fotoğraflarını burada özellikle küçük boyutlu yayınlıyoruz, fırsat
ayağınızın altında, gezin ve gözlerinizle bu güzelliği görün istiyoruz.
Ayrıca tapınakta çeşitli sebeplerle yarı kalmış bir çok Medusa figürüde
kabartmaların yapılmasında izlenilen yol ve teknikleri görmeniz
açısından önemli olacaktır. Tarihi zenginlikleri bakımından bir cennet
olan ülkemizde etkileyici Medusa figürlerinden iki tanesi de İstanbul
Yerebatan Sarnıçı' da bulunmaktadır. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki
sutunun altında kaide olarak kullanılan Roma Çağına ait iki Medusa başı
bulunmaktadır. IV. yüzyıla ait bu başların hangi yapıtlardan alındığı
bilinmemekle birlikte Genç Roma Çağına ait antik bir yapıdan sökülerek
buraya getirildiği ve sarnıcın inşaatında salt sutun kaidesi olarak
ihtiyaç duyulduğu için kullanıldığı araştırmacılar tarafından kabul
görmektedir.Medusa başı eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sutun
kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş ve böylelikle kötülüklerden
korunulacağına inanılmıştır. Yerebatan Sarnıcındaki iki Medusa başından
biri ters diğeri e yan olarak sütun kaidelerine yerleştirilmiştir.
Burada bir kez daha dikkatinizi çekmek isteriz ki antik tarihi yapıları
en hor kullanan ve en çok tahribatı veren topluluk Bizanslılar
olmuştur.Bunun örneklerini Yerebatan sarnıçına getirilen Medusa
başlarında, Milet te , İasos da ve hemen hemen tüm antiklerde
görmekteyiz PRIENE
Priene
Anadolu'nun batı kıyılarında ki antiklerin en ilgi çekicilerindendir.
Kalıntılar günümüze oldukça korunarak gelmiştir ve ziyaretçilerin
yararına en uygun şekilde kazılmıştır. Priene küçük bir yerdir, yapıları
da küçüktür. Çoğu kentin ilk dönemlerine aittir. Birçok ören yerinde
rastlanan Roma yapılarıyla Priene'de karşılaşılmaz. Priene tam olarak
bir Yunan kentidir. Priene'nin ilk yerleşim yeri kesinlikle
bilinmemektedir. Priene, Atina' yı daima ana kenti gibi görmüş ve ilk
günden İon birliğine üye olmuştur. Bir izine rastlanamayan eski kent hiç
kuşkusuz Büyük Menderes'in çamurları arasında gömülüdür. İki etken
Priene' ye önem kazandırır. Bunlardan biri antik çağın yedi bilgesinden
biri olan Bias' ın Priene' de yetişmesidir.Bias'ın ünü Priene' ye de ün
katmıştır. İkinci etken , Panionion için seçilen yerin Priene toprakları
içinde bulunması ve buranın yönetiminde de büyük hak sahibi olmasıdır.
Panionion' un kurulduğu kıyı şeridinde Samoslularda hak iddia etmişler,
iki kent arasında ki anlaşmazlık yüzyıllar boyunca sürmüş ve her
seferinde Priene üstün gelmiştir. Bu arada Maiandros ( Büyük Menderes )
her geçen gün kenti doldurduğu için Priene'nin yeri bugün kü
kalıntılarının olduğu bölgeye taşınmıştır. Yeni kentin inşaatına Büyük
İskender' in M.Ö. 334 yılındaki ziyareti sırasında başlanmıştır.
İskender Athena Tapınağı'nın masraflarını ödeyecek , karşılığında ithaf
hakkını kendisine almıştır. Priene deki ilk kazılarda bu ithaf yazıtı
ortaya çıkartılmıştır. Ne yazık ki bugün bu yazıtlar Londra'daki British
Museum' da sergilenmektedir. Kent yüksek bir kayalığın eteğindeki eğim
üzerine kurulmuştur. Yukarıda dağın tepesine antik çağdaki adı Telonia
olan Akropolis kurulmuştur. Akropolis de bir garnizon görev yapmakta,
komutanların dört aylık görev dönemleri olmakta ve bu dönem içinde hiç
bir şekilde akropolisi terk edemezlerdi. Eski savunma duvarlarının bazı
parçalarına günümüzde de rastlanmaktadır. Akropolis' e dar bir patikadan
çıkılmakta olup yukarıda muhteşem bir manzara sizi beklemektedir.
Didyma
Aydın
ilinin Söke ilçesi, Yeni Hisar köyü (Yoran) sınırları içerisinde yeralan
Didyma, Apollon Tapınağı ile ünlüdür.
Didymaion, Miletus’a bağlı bir kâhinin ikamet yeri ve mabet olarak
bilinir. Son kazılardan Didyma’nın sadece bir kâhinin ikametgâhı değil,
aynı zamanda yoğun bir yerleşim yeri olduğu da anlaşılmıştır. Antik
Tarihçilerden Thoukydides ve Pausanios'tan öğrenildiğine göre
Sicilya'nın kuzeyindeki Lipari takım adalarından iki tanesi de bu ismle
anılmıştır. Bunun yanı sıra Yunanistan'ın Thessalia bölgesinde de
Strabon tanrılar anası Dinayme'nin tapınağından söz eder. XIX.Yüzyılda
Sir Charles Newton "iki dev sütun ile üzerindeki architrav parçası ve
tamamlanmamış üçüncü bir sütun, Apollon Tapınağı'ndan tek ayakta
kalandır. Anıtsal kalıntılar düştükleri yerde parçalanmış buzullar gibi
üst üste yığılmış duruyorlar" diyerek o zamanki tapınağın durumunu
açıklamıştır.
Didyma Apollon Tapınağı'nın bulunduğu yöre hiç bir zaman bir kent
niteliği taşımamış, Claros gibi bie kehânet merkezi olmaktan öteye
gidememiştir. Branchidai (Brankhidai) ismi verilen Delphoi kökenli,
soylu bir aileden gelen rahiplerin yönetimindeki Didyma'da her yıl veya
dört yılda bir ayinler düzenlenmiş, bayramlar yapılmış, şenlikler,
geceleri meşale koşuları birbirini izlemiştir. Branchidai sözcüğü
Didyma'nın yanında zaman zaman ikinci bir isim olarak kullanılmıştır.
Roma döneminde de bu şenlikler sürdürülmüştür. Etimoloji yönünden
incelendiğinde, Didyma sözcüğünün Grekçe olmayıp Anadolu kökenli olduğu
görülür. Bununla birlikte Grekçe'de ikizler anlamında "didymi"
sözcüğünün Didyma'ya benzemesi Apollon ile kız kardeşi Artemis'i
çağrıştırmıştır. Ancak Didiyma'da Artemis kültünden de söz edilmişse de
bu kült ikinci planda kalmıştır. Anadolu'nun bir çok yerindeki Artemis,
Aphrodite, hekate Tapınakları Apollon veya Zeus'un isimleriyle
tanınmıştır. Bu nedenle Didyma Apollon Tapınağı'nın da anatanrıça yerine
Apollon ismiyle tanınmıştır.
Didyma
Apollon Tapınağı'nın bulunduğu yerde, İon göçünde ve Miletos'un
kuruluşundan kalan arkaik bir tapınak vardı. Büyük bir olasılıkla
Apollon'a ithaf edilen bu tapınak, bir çok hükümdar, özellikle Lidya
kralı Kroisos da ziyaret etmiştir. Pausanias kehanetin İon göçünden de
önce bu yörede var olduğunu ileri sürmüştür.. Didyma'da ele geçen
yazıtlar da M.Ö.600 yıllarında burada yapılmış bazı öğütleri
içermektedir.
M.Ö.V.Yüzyılda Perslarin Anadolu'ya yaptıkları akınlarda arkaik devirde
yapılmış olan ilk Apollon Tapınağı Kral Darius tarafından M.Ö.494'de
yıkılmış, içerideki bronz Apollon heykeli de Ekbatana'ya götürülmüştür.
Herodot, M.Ö.494'te İonia ayaklanması başarısızlıkla sonuçlanıp Miletos
düşünce Dareios'un hem tapınağı hem de kehanet yerini yağmalayıp
yaktığını belirtmiştir. Strabon ile Pausanias ise aynı eylemin
Kserkes'in M.Ö.479'da Plataia yenilgisinden sonra Yunanistan'a dönerken
yaptıklarını öne sürmüştür. Bu olaylardan sonra Brankhidler tanrılara
karşı sadakatsiz tutumlarından dolayı suçlanmışlar, tanrılara sunulmuş
hazineleri Pers kralına teslim etmişler ve sonra da pers ülkesine
kaçmışlardır. Pers kralı onları Sogdiana yakınlarına yerleştirmiştir.
Aradan geçen 150 yıl sonra İskender buraya geldiği zaman ordusundaki
Miletosluların isteği ile Brakhidlerin yerleştiği köyleri yerle bir
etmiştir. İskender, pers İmparatorluğu'nun başkenti Ekbatana'da
Kserkses'in Didyma'dan almış olduğu Apollon'un heykelini de geri
vermiştir. Bundan sonra tapınak yaklaşık 160 yıl kadar harap durumda
kalmış, İskender'in Pers zaferinden sonra Helenistik devirde (M.Ö.300 -
M.S.30) yapılmıştır. Bundan sonra Didyma kutsal alanı kısa zamanda
zenginleşmiş ve eski canlılığına kavuşmuştur. M.Ö.278'de Galat
saldırılarından çok etkilenerek zarar görmüş, Romalılar ise Didyma'ya
ilgi göstermiş, M.S.100'de İmparator Traianus Miletos'tan Didyma kutsal
alanına giden 17.70 km. uzunluğundaki yolun yapımına katkıda
bulunmuştur. M.S.III.Yüzyılda geçtikleri her yeri yağmalayan Gotlar
Anadolu'nun batı kıyılarında da ilerlemeye başlayınca Didyma Apollon
Tapınağı korunma amacıyla kaleye dönüştürülmüştür. Hıristiyanlık
döneminde de burası canlılığını korumuş, tapınağın yanına bir de kilise
yapılmıştır.
Didyma Apollon Tapınağı
Helenistik dönemde yapılan Didyma Apollon Tapınağı’nın mimarları
Efesoslu Paionius ile Miletoslu Dapnistir. M.Ö.300’de yapımına başlanan
tapınağın planı çok fazla büyük düşünüldüğünden yapım çalışmaları
M.S.II.yüzyılın ortalarına kadar sürmüş ancak tam olarak
bitirilememiştir. Bazı duvarlarda son işçilik yapılmamış, taşlar
traşlanmamıştır. Günümüze ulaşan sütunlardan birinin yivsiz oluşu bunu
kanıtlamaktadır.
Didyma Apollon tapınağı dipteros plan düzeninde, çift sıra sütunla
çevrelenmiş bir yapıdır. Tapınağın kısa tarafında on, uzun tarafında ise
yirmi bir sütun bulunmaktadır. Tapınak yedi basamaklı bir kaide üzerinde
olup, böyle yüksek bir kaide, Helenistik dönemde Anadolu’da yaşayan bir
geleneği gösterdiği gibi, arazi konumundan dolayı da çukurda kalan
tapınağın yükseklik kazanmasını sağlamıştır.
Mabet sütunlarının her birinin ayrı birer kaideleri bulunmaktadır.
Burada kare Plinhos’lar üstüne üst üste ve konkav levhalar (toros) ile
konveks levhaların (troçhilos) yerleştirildikleri görülür. Eski İon
üslubu denilen bu şekildeki kaideler cephenin ortasındaki sekiz sütun
kaidesi dışında kalanların hepsinde uygulanmıştır.
Didyma Apollon Tapınağı’nın pronaus, iki sütunlu salon, sekos ve naiskos
olmak üzere dört bölümlü bir plan düzeninde olduğu dikkati çeker.
Pronaos’da her sırada üçer tane olmak üzere dört dizinin oluşturduğu on
iki sütun vardır. Buradaki döşeme taş levhalarla kaplanmıştır. Buradaki
iki sütunlu salona açılan kapı 19x5.60 m. yüksekliğinde ve anıtsal bir
görünümdedir. Ancak 1.45 m. yüksekliğindeki eşik içeriye girişi
engellemektedir. Anadolu’nun diğer Grek ve Roma tapınaklarında
görülmeyen bu eşik dini bir görüşten kaynaklanmaktadır.
Antik çağlardaki dini görüşe göre ibadete gelen insanlar tapınakların
içerisine giremez, dışarıdaki sunağın bulunduğu yerde toplanırlardı.
İçeriye sadece rahipler ve Apollon kültü ile ilgili olanlar girebilirdi.
Ölümlülerin buradan geçmesine izin verilmediğinden bu anıtsal kapının
yalnızca Apollon’a ait olabileceği düşünülmektedir.
Tapınağın Naosu’ndan 22 m. genişliğinde, 22 mermer basamakla ayrılan iki
sütunlu salon olup, penceresi bulunmamaktadır. Salonun ortasında çok
kalın iki sütun tavanı desteklemektedir. Buradaki merdivenlerden üst
kata çıkılabilmektedir.
Didyma Apollon tapınağında Pronaos’tan Sekos’a (Neos) anıtsal kapının
iki yanındaki küçük kapıdan geçilmektedir. Sekos 21.30 m.
yüksekliğindeki iri taş blokların oluştuduğu duvarlarlarla bir avlu
görünümündedir. Tapınağın üzeri açık olduğundan Sekos’un içerisinde
bulunması gereken Apollon’un kült heykeli prostilos üslubunda yapılmış,
küçük bir İon tapınağında korunuyordu. Bizans döneminde bu tapınak
taşlarından yararlanılabilmek için yıkılmış, yerine de basilika
yapılmıştır.
Tapınağın güneyinde stadium bulunmaktadır. Ayrıca tapınağın
basamaklarından bazıları da yarışlarda belirli kişilerin oturması için
ayrılmıştır. Yarışların başlangıç noktası doğu yönünde ve günümüzde de
görülebilmektedir.
Didyma Apollon tapınağı ile ilgili araştırmalar 1834’te Anadolu’yu
dolaşan Fransız gezgin Charles Texier ile Halikarnasis’daki kazıları
yapan İngiliz arkeolog Charles T.Newton tarafından yapılmıştır. Onların
ardından Berlin Müzesi adına Theodor Wiegant 1904’te bilimsel
çalışmaları başlatmış ve 1913 yılına kadar sürdürmüştür. Didyma
çalışmaları 1962’de Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Klaus Tucheld
tarafından yeniden başlamış ve günümüzde de devam etmektedir.
|
|
|